Arşiv

Archive for Aralık, 2011

Dünyanın çarkı

Herkes dünyanın çarkına bir katkı koyar. Bizim katkımız da burada yaşamak… Isparta’nın bir dağ köyü Darıbükü’nde yaşayan 84 yaşındaki Mehmet Dede sözlerine böyle başlıyor.Mehmet Dede ve eşi Köprüçay’ın doğduğu dağlarda Darıbükü köyüne yirmi kilometre mesafede, dokuz nüfuslu bir mahallede yaşıyor. Yaşadıkları ev elle ve taştan yapılmış. Karların arasındaki bu evin tek bir göz odası var. Tek göz odanın daracık balkonu aynı zamanda evin mutfağı.

Evi küçük bir bahçe, bahçeyi ise elle yapılmış tahta çitler çevreliyor. Çitlerin arasında Mehmet Dede’nin iki koyunu ve arıları yaşıyor. Mehmet Dede’nin arı kovanları da elle oyulmuş. Çınar ağacından oyulan kovanların iki ucu çam kabuğu ve çamurla kapatılmış. Tek göz odaya oturduğumuzda Mehmet Dede “Siz tanrı misafirisiniz” diyerek bize bu kovanlarda ürettiği eşsiz baldan ikram ediyor. Dedenin ikramını bal diye değil de, şifa niyetine yiyoruz.

Bulunduğumuz ev uçurumun eteğine kurulmuş. Uçsuz bucaksız karlı tepelerin ardında Dedegöl Dağları uzanıyor. Zirveler, ormanlar ve dereler. Et ile tırnak olup birbirine geçmiş.

Mehmet Dede burada hem tarlasını ekiyor, hem arıcılık, hem de hayvancılık yapıyor. O aynı zamanda bir saat tamircisi ve marangoz. Artık ortadan kalkmaya yüz tutmuş mekanik saatler, dedenin elleriyle yaptığı dolabın karşısındaki pencereyi süslüyor. Dolabın kapaklarında farklı süslemeler var. Bunlardan biri de çarkıfelek…

Mehmet Dede’nin yanında geçirdiğimiz kısa sürede konuşmaya cesaret edemedim. Aklıma sayısız cümle, binlerce soru geldiyse de, hiçbirine dilim dönmedi. Zihnim dilime dolaştı. Olduğum yerde kalakaldım. Giderken de onun ve eşinin ellerin öpüp ayrıldım. Bizim arkamızdan bahçenin tahta kapısını bir kapatışı vardı ki! Kapanan şey kapı değil, bir çağ…

Dağdan aşağı yürürken eriyen karları dinliyordum. Gözümün önüne şehirlerin karanlık köşeleri geldi. Cinayetler geldi, iktidar kavgaları gitti. Savaş naraları, suyun sesine karıştı. Zihnim bir kere daha HES makinelerinin kanattığı dağlara uzandı. Uçurumun altından özgürce akıp giden Köprüçay için de aynı oyun hazırlanmıştı. Eğer durdurulmazsa, bu eşsiz vadi Kasımlar Barajı’nın suları altında kalacaktı.

Derken garip birşey oldu. Bildiğim tüm kuşların sesleri zihnimden geçti. Tüm kuşlar aynı anda öttüğünde, ortaya bir dere sesi çıkıyordu. Şu derenin sesi, sanki oradaki tüm kuş seslerini mayalıyordu. Anladım ki… Kuşlar ötmeyi derelerden öğrenir. İnsan bedenini topraktan öğrenir. Gelecek zamanın çarkını, geçmişin mayası döndürür.

Bu dağlarda başı derde düştüğünde insanlar Hızır’la konuşurmuş. Şu telaşlı şehirlerde siz kiminle konuşuyorsunuz?

Güven Eken
Doğa Derneği Başkanı
guven.eken@ogadernegi.org
twitter.com/ekenguven

Radikal / 27 Aralık 2011

Categories: Dünyanin carki, dere, kuslar

Durban’da mutlu son

Dünya liderleri, iklim değişikliğine karşı önlemleri kapsayan anlaşma konusunda son dakikada el sıkıştılar. 2020′de yürürlüğe girecek anlaşmanın hukuki bağlayıcılığı olacak ve tüm ülkeleri kapsayacak. AB de, karbon salımını azaltma taahhüdünde bulundu.

 Güney Afrika’nın Durban kentinde iki haftadır süren iklim değişildiğiyle ilgili mücadele pazarıkları, son dakika anlaşmasıyla beklenmedik bir mutlu sona ulaştı.

 Dünya Liderleri, hukuki bağlayıcılığı olan, tüm ülkeleri kapsayacak ancak 2020 yılında yürürlüğe girecek bir anlaşmaya yönelik görüşmelere gelecek yıldan itibaren başlama konusunda uzlaştı.

 Durban’da alınan en önemli karar ise Avrupa Birliği ülkelerinin Kyoto Anlaşması’nın öngördüğü şekilde karbon salımını azaltma vaatlerine yönelik çalışmalar yürüteceklerini taahhüt etmesi oldu.

 Bu, gelişmekte olan ülkelerin en önemli taleplernin başında geliyordu. Tüm ülkeleri kapsayan yeni yasal anlaşma için görüşmeler gelecek yıl başlayacak. 2015′te bitirilecek ve en geç 2020′de de yürürlüğe girecek.

 Yoksul ülkelerle küçük ada devletlerinin iklim değişikliğinin etkileriyle baş edebilmelerine yardimcı olacak 100 milyar dolar tutarında fonların aktarımı konusunda çerçeve anlaşma sağlandı.

 Ormanların tahrip edilmesini azaltmaya yönelik çabalarda da ilerleme kaydedildi. Evsahibi Güney Afrika’nın Uluslararası ilişkiler Bakanı Maite Nkoana-Mashabane, “Çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğine yönelik gezegenimizi kurtaracak A planında sonuca vardık. Burada tarih yaptık” dedi.

Rio +20 Nedir?

1992 yılında dünya ülkeleri Brezilya’nın Rio şehrinde “dünyayı kurtarmak” (Save the earth!) söylemli bir zirve gerçekleştirdi. Rio Zirvesi (Rio Summit 92) adıyla tarihteki yerini alan bu zirveye Türkiye’yi temsilen Süleyman Demirel ve heyeti katıldı. Türkiye heyetindekilerin yıllarca sulakalanları kurutan kurumun başındaki Demirel’e toplantı öncesi “Efendim oralar bataklık değil sulakalan ve çok faydalı yerler” diye bilgi verdikleri söylenir. Toplantı bugün bir çoğumuzun bildiği ya da duyduğu önemli kararların alınmasına neden oldu. İklim değişikliği, çölleşmeyle mücadele ve biyolojik çeşitlilik konularında önemli adımlar bu toplantıda atıldı. Yönetişim modellerinin dünyada yeniden tanımlanmasının önü bu toplantılarda açıldı.

Evet, Rio’da kararlar alındı, yetkiler başta Birleşmiş Milletler olmak üzere belli kurumlara verildi. İklim Değişikliği gibi sözleşmelerin imzaları birbirini takip etti. 92 zirvesinin ilk değerlendirmesi Johannesburg’da 2002’de gerçekleşti (Rio +10). Bu toplantıda görüldü ki dünya devletleri insanlık adına verdikleri sözleri tutamadı. Alınan önlemler bir sonuç getirmedi. Yapılması gereken hala çok şey var. Bu durumda dünya liderleri yeni hedefler koymaya ve daha sıkı tedbirler almaya karar verdiler. Johannesburg Eylem Planı hayata geçirildi.

Bu plan kapsamında ele alınan on başlık vardı. Bu eylem başlıklarından 3 tanesinin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği söylenir: Yoksullukla mücadele, sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim kalıplarının değiştirilmesi ve doğal kaynakların ekonomik ve sosyal kalkınmayı destekleyecek şekilde korunması ve yönetilmesi.

Evet, geldik 2012 yılına. Şimdi sıra Rio +20’de. Dünya ülkeleri tekrar başa dönecek ve Haziran ayında Brezilya’da buluşacak. Rio +20 terimi de bu toplantının adı oluyor. Zirvenin asıl adı “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı”. 20 yıl öncenin bir hesaplaşması olacağı söyleniyor bu toplantının. Küreselleşme karşıtları yine sokaklarda olacak (Ki New York’taki hareketlilikleri hatırlatmak isterim) devlet yetkilileri toplantı salonlarında. Özel sektör ve sivil örgütler de sağda solda lobi faaliyetlerinde koşuşturacaklar.

Toplantının temel amacı sürdürülebilir kalkınma konusundaki tutumun altının kararlılıkla çizilmesi. Ama insan oğlu bu, geriye pek de bakmıyor. Hep ileri. “Sürdürülebilir kalkınma” mottosu çok da başarılı olmadığından bir nevi cezalandırılıyor ve kulübeye alınıyor. Yerini daha seksi bir kavram olan Yeşil Büyümeye bırakıyor (İng. Green Economy).

Peki biz insanları neler bekliyor? Kaderimizin çizileceği bu toplantılara bizler ne kadar dahil olabiliyoruz? Dünya insanlarının büyük ihtimal 6,5 milyarının bu konulardan pek de haberi yok. Haberi olanlar ne kadar dahil olabilir süreçlere o da meçhul. Bazı ülkeler Rio’ya nasıl bir politikayla gideceklerini tartışmaya başlıyor bu günlerde. Bazı ülkeler ise çoktan yapacaklarını tamamladılar ve uluslararası politikaları yönlendirdiler. Diğer ülkelerin önüne nasıl taslaklar geleceğini konuyu yakından takip eden “lider ülkeler” belirliyor. Muhtemelen alınacak kararlar ve dünyanın gideceği yön bir yerlerde çizilmiş dahi olabilir.

Rio zirvesi sonrasında neler olabilir?

■Birleşmiş Milletlerin yapısında ve örgütlerinde ciddi değişimler gerçekleşebilir.

■Yeşil ekonominin hayata geçmesi için REDD+ ya da karbon mekanizmaları gibi yeni mekanizmalar hayata geçebilir. Doğal kaynakların değerlerinin ücretlendirilmesi, kullanan öder mekanizmaları vb. yaklaşımlar konuşulan tedbirlerin başında geliyor. Ormanlar için uygulanan REDD+ mekanizmasının benzerinin diğer yaşam ortamları hatta toprak için uygulanması mümkün olabilir.

■Yeni sözleşmeler ve daha neler neler! Peki, daha önce başarısız olan bu yapılar önümüzdeki dönemde nasıl başarılı olabilirler? Yeni formüllerle mi? Yoksa aynı senaryo bir kaç 10 yıl daha tekrarlanır mı? Rio +50′de konuyu tekrar değerlendirmek üzere.

Ankara, 31 Ekim 2011

Bu yazı Bahtiyar Kurt´un sayfasından alıntıdır ( http://bahtiyarkurt.wordpress.com/ )

Yazık ettiler Dünyamıza

  

Her yanı barut kokuyor
Yazık oldu dünyamıza
Suları zehir akıyor
Yazık oldu dünyamıza
Yazık yazık yazık dünyaya

Şu dağları erittiler
Denizleri çürüttüler
Tüm yeşili kuruttular
Yazık oldu dünyamıza
Yazık yazık yazık dünyaya

Mahzuni söyle sözünden
Sınırsız dünya özünden
Ayrı ayrı ırk yüzünden
Yazık oldu dünyamıza
Yazık yazık yazık dünyaya

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 74 other followers