Evimizdeki tehlike

13/11/2009

<meta name="google-site-verification" content="45AZIaR66XBex5mUPRFHx5DPHKrucqR0kz9nwcJH4To" />

Deterjanlar, ojeler, ilaçlar, saç boyaları…

Evimizdeki tehlikelere dikkat…

Bild1

Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, vatandaşların günlük yaşamda evlerinde kullandıkları ya da ortaya çıkan tehlikeli atıklar konusunda bilgilendirilmeleri ve olası tehlikelerden korunmaları için, ”Evimizdeki Tehlikeli Atıklar El Kitapçığı” hazırladı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, tehlikeli atıkların uygun yöntemlerle bertaraf edilmemesi halinde sadece insanların değil, bitkiler, hayvanlar ve tüm doğanın zarar gördüğü kaydediliyor.  Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün http://www.cygm.gov.tr/yayinlar/evimizdeki_tehlikeli_atiklar.pdf internet adresinde de yayınlanan kitapçığa göre, yaygın olarak kullanılan başlıca evsel tehlikeli atıklar ve bunlarla ilgili olarak alınması gereken önlemler şöyle:

Deodorant ve Spreyler: Basınçlı ambalajların patlama ihtimaline karşın yüksek ısıya maruz bırakılmamalıdırlar. Bileşenleri yanıcı, toksik, irite edici ve zehirli olabilir. Kullanımı sırasında ortamın iyi havalandırılması gerekmektedir.

Çamaşır Suları: Klorlu çamaşır suları reaktif olup, diğer temizlik malzemeleriyle karıştırıldıkları zaman oksit gaz çıkışına neden olur. Gözleri ve cildi tahriş eder. Cildin doğrudan temas etmemesi gerekir. Koruyucu eldiven giyilmelidir. Alternatifi için klorlu çamaşır sularının tüketimi azaltılabilir. Oksijenli çamaşır suları ya da boraks tercih edilebilir. Hidrojen peroksit bazlı çamaşır suları tercih edilebilir.

Deterjanlar: Çamaşır ve bulaşık deterjanları yutulması halinde zararlıdır. Ciltle ya da gözle doğrudan teması halinde yanma hissi verir, ciltte kaşınma ya da tahriş edici olabilir. Sıvı bulaşık makinesi deterjanları daha az tehlikelidir. Alternatif olarak; bulaşıklar için sıvı deterjanlar, çamaşırlar için ise sabun tercih edilebilir. Çamaşırların son durulama suyuna 1-2 fincan sirke eklenmesi halinde çamaşırda kalan bakiye sabunlar da yok edilmiş olur. Sirke aynı zamanda ürik asidi de yok eder. Bebek çamaşırlarının son durulama suyuna 1 fincan sirke koyulabilir.

Flüoresan Lambalar: Çok az miktarda da olsa flüoresan lambalarda metalik civa bulunmaktadır. Metalik civa buharlarının solunması sağlık açısından zararlıdır. Yakılması halinde hava kirliliğine, depolanması ya da toprakla teması halinde toprak ve su kirliliğine neden olur. Bertarafı için belediyenin evsel tehlikeli atıkların yönetimi çalışması kapsamında toplanmalı ve lisanslı geri kazanım/bertaraf tesislerine gönderilmelidir.

İlaçlar: İlaçların çoğu toksik olup, özellikle yaşlılar ve çocuklar tarafından yutulması halinde çok zararlıdır. Çocukların vücut gelişimlerini henüz tamamlamamış olmaları ve zayıf olmaları nedeniyle potansiyel kimyasal zehirlenme tehlikesi altındadırlar. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar ile saç için kullanılan bit ve sirke şampuanlarının ambalajları boş olsa bile çöpe atılmamalıdır. Bertarafı konusunda detaylı bilgi almak için yetkili birimlerle görüşülmelidir.

Ojeler/Oje Çıkarıcılar: Yanıcı ve toksiktir. Buharı kolayca solunur. Cildi tahriş eder. Hamileler bu ürünleri kullanmamalıdır. Alternatif olarak, Toluen içermeyen ojeler daha az tehlikelidir.

Piller: Yüksek ısıya maruz kaldığında ya da yakıldığında patlayabilir. Civa gibi toksik ağır metaller içermesi nedeniyle yakılması ya da depolama alanlarında diğer atıklarla birlikte depolanması halinde su ve hava kirliliğine neden olur. Atık piller çöpe atılmamalıdır. Atık pil toplama noktalarına ulaştırılmalıdır.

Saç Boyaları: Gazı gözlerde ve akciğerde tahrişe neden olur, yutulması halinde çok tehlikelidir. Çocukların ve ev hayvanlarının ulaşamayacakları yerlerde saklanmalıdır.

Saç Jölesi: Ciltte döküntüye, cilt altında ise kılcal damar kanamalarına neden olabilir. Çocukların ve ev hayvanlarının ulaşamayacakları yerlerde saklanmalıdır. Bertarafı için ürün tamamen tüketilip, ambalajı suyla çalkalanarak geri dönüşüm kutusuna atılabilir. Alternatif olarak amonyak içermeyen ürünler kullanılabilir.


Otomobil ve çevreye uyumlu kullanimi

03/04/2009

Soludugumuz havayi kirleten araçlarin basinda benzin veya mazotla çalisan araçlar gelmektedir. Yeryüzünde kullanilan araba sayisi her geçen gün artmaktadir, tabii dolayisiyla havaya birakilan eksoz gazinin miktarida artmaktadir. Eksoz gazlari karbonmonoksit, karbondioksit, kükürt, kursun ve daha birçok zehirli maddeler içermekte. Havada biriken bu maddeler solunumla vücuda tasinmaktalar ve insan sagligini etkilemektedir.
Hava kirliligin daha yüksek boyutlara ulasmasini önlemek için, herkes kendi çapinda uygulayabilecek davranislarla katkida bulunabilir. Örnegin:

  Yakin mesafeleri yürüyerek veya bisikletle asmak, hem daha saglikli, hem de çogu zaman otomobilden daha hizlidir (park aramak, kuyruk, vs.). Bir yere varmak için yürümekten sonra çevreye ve sagliga en zararsiz yöntem bisikletle gitmektir, çünkü bisikletler fosil yakit harcamiyorlar, atik gazlar olusturmuyor ve diger tasit araçlarina göre daha az yer kapliyorlar. Bu nedenlerden dolayi bisiklet kullanimi çevrenin korunmasinda büyük katkida bulunuyor.

  Özel araba yerine tren, tramvay ve otobüs gibi toplu tasit araçlari kullanilabilir. Toplu tasit araçlari özel araçlara nazaren çevreye daha uyumludur. Çünkü bir yere gitmek için toplu tasit araçlari kullanildigi taktirde trafikte ki araba sayisi azalacaktir. Böylece hem havayi kirleten eksoz gazlari azalacak hem de hammadde tasarruf edilecektir. Toplu tasit araçlari ile bir yere varmak için arabaya nazaren biraz zaman alabilir, ama bu zaman günlük gazete, dergi veya kitap okuyarak degerlendirilebilir ayrica arabaya nazaren daha stressizdir.
  Araba motoru durdugu yerde isitilmamalidir. Motor çalistiktan sonra hemen hareket edilirse motor daha çabuk isinir. Böylece yakit tasarrufunun yanisira hava da kirletilmemis olur.
  Dengeli araba kullanarak ve zamaninda vites degistirerek hem yakit tasarruf edilir, hem eksoz gazindan kaynaklanan hava kirliligi azaltilir hem de çevreye daha az gürültü verilir.
  Araba üst bagajlari hava direncini yükseltir ve böylece daha fazla yakit harcanir. Yüksüz üst bagajlarda %12 ve yüklü üst bagajlarda ise %25 daha fazla yakit tüketildigi ADAC tarafindan tespit edilmistir. Bundan dolayi üst bagaçlar kullanilmiyorsa çikartilarak yakit tasarruf edilebilir.
  Kapali tren yollarinda, haraket etmeyen kuyruklarda ve uzun trafik lambasi beklemelerinde motoru kapatarak hem yakit tasarruf edilir, hem de çevre korunmus olur.
  Otoyollarda hiç birzaman son hiz kullanilmalidir. Böylece yakit tasarrufunun yanisira fazla gürültü ve hava kirliligi azaltilir. Ayrica güvenlik ve arabanin ömrüde uzaltilir. Eger araba son hizin %20 altinda kullanilirsa %30 yakit tasarruf edilir.
  Araba bosta çalistigi taktirde de fazla yakit harcar ve havayi kirletir. Arabanin yarim dakikalik bosta çalismasi, arabayi kapatip tekrar çalistirarak havaya verilen aksoz gazinin esdegerindedir.
  Arabada olan fazla yükte harcanan yakit miktarini artirir. 100 kilokuk fazla yükte 100 kilimetrede yaklasik 1 litre fazla yakit harcanir. Bundan dolayi lüzum olamayan esyalar çikartilarak yakit tasarruf edilebilir.
  Araba lastiklerinin havasi dogru olamlidir. Yanlis hava basinci güvenli araba sürüsünün azaltmasinin yani sira hem lastikler çabuk asinir hem de fazla yakit harcanir. Budan dolayi lastiklerin havasi düzenli olarak kontrol edilmelidir.
  Yeni araba aliniminda aracin az benzin harcamasina, bes vitesli ve katalisatörlü olmasina dikkat edilmelidir.


Günlük Yasamda Çevre

03/04/2009

Çevre sorunlari insanlardan kaynaklanan sorunlardir. Insanin çevre konusunda dogru davranislar kazanabilmesi için, bu dogrultuda egitilmesi büyük önem tasimaktadir. Eger çevre korumaciligini kendi yasantimizdan baslatirsak bu yönde yapilacak çalismalara katkida bulunmus oluruz.

Bilinçli Çevrecilik, Alisverisi Bilinçli Yapmakla baslar

Çevrenin korunmasi, gelistirilmesi ve iyilestirilmesi konusunda gösterilen çabalarin amaci insanlarin daha saglikli ve güvenli bir çevrede yasamalarinin saglanmasidir. Çevreye zarar veren de çevreyi koruyan ve gelistirende yine insandir.
O halde yasam kalitemizi bozmadan alacagimiz bazi basit önlemlerle çevremizi koruyabilir çocuklarimiza yasanabilir bir dünya birakabiliriz. Aslinda alabildigine tüketen bir toplum, gelecek nesillerin payinida tüketmektedir.

Çevre kirlenmesinin büyük boyutlara ulasmasi, çöp daglarinin artik bizleri ve gelecek kusaklari yutmaya hazirlanmasi, dogal kaynaklarin hizla tükenmesi bizleri alisveristen baslayarak tüketimin her asamasinda ve tüketim sonrasi olusan çöplerin ortan kaldirilmasi (bertarafi) ve yeniden kullanilmasinda (recycling) bilinçli haraketler etmeye zorlamaktadir.

Bu tüketim aliskanligimiza doganin daha ne kadar dayanacagini hiç birimiz tahmin dahi edemez.

Yüzeyinde yasadigimiz bu Dünya`yi daha uzun yasanabilir kilmak için, alisverislerde en azindan bunlara dikkat edebiliriz:

• Bir kere kullanip atacagimiz naylon posetler yerine, sürekli kullanabilecegimiz bez torba, sepet veya fileleri tercih edelim. Unutmayalim ki, plastik ambalajlar ve noylon posetler dogada parçalanmadan yüzyillarca kalabilmektedir.

• Plastik ya da pet ambalajli yiyecekler yerine cam ambalajli yiyecekleri seçelim.

• Içecekler kullan-at kutu, sise ve pet siseler yerine depozitolu siselerde alalim.

• Sebze ve meyvalar pazarlarda taze ve ambalajlanmamis sekilde alinabilir.

• Konserve kutularinda satilan sebze vs. besinmaddeleri, taze ya da cam kavanozlarda tercih edilebilir.

• Minik portsiyonlarda satilan reçel, bal, tereyagi, içecekler, kahve sütü gibi ve benzeri ürünler büyük paketlerde de alinabilir.

• Herhangi bir ürünü alirken geri dönüsümlü olmasina dikkat edelim.

• “Kullan-at” piller yerine yeniden doldurulabilen pilleri kullanalim.

• Alisveris yaparken, harcamanin ne kadarini ürünün kendisine, ne kadarini ambalajina verdigimizi hiç düsüdünüz mü? Bir yandan çevreyi kirlettigimiz bu ambalaj maddeleri öbür yandan bizi aldatan bir “yalanci” degil midir?

• Bulasik makinalarinda kullanilan kimyasal parlaticilar yerine dogal madde olan sirkeyi hiç denediniz mi?

Alisverislerimizde yukarida belirtilen bu noktalara dikkat edebilirsek hem çevremizin korunmasinda, hem de çöplerin bertarafi için ödenen ücretleri azaltmis oluruz.

—-
Unutmamalıyız ki, sağlıklı bir çevre için vereceğimiz her hizmet, kendi sağlığımız ve çocuklarımızın geleceği içindir.


Yıldız Tozundan Çiçeğe

27/03/2009

Milyonlarca yıl önce evren var edildiğinde o sınırsız boşluk, yıldız maddesi ile dolu idi. Zamanla bu maddeler değişti. Bir kısmı soğudu, gezegenler ve meteorlar oluştu; bir kısmı yıldız, oldu güneş oldu, Sonra evrenin önemsiz bir yerinde sıradan bir yıldızın etrafına onun dokuz çocuğu serpildi; sonra da onlar o yıldızın etrafında nizamı bozmadan dönmeye başladılar. Hepsi giderek daha da soğudu. İçlerinde ve yüzlerinde kayalar, lavlar, dumanlar sarsıntılar ve değişimler vardı. Derken güneşin bu dokuz – on çocuğundan biri giderek mavileşti. Kayalar iyice soğudu, dumanlar sükûnete ermeye başladığında yağmur çukurları doldurdu. Artık güneşin üçüncü menzilindeki mavi kürede beyaz bulutlar karaların ve okyanusların üzerinde seyahat ediyordu. Kayaları güneş eskisi kadar yakmıyordu ve denizler de kaynamıyordu. En büyük küre olan hava, toprağın atası olan kayaları, suyu ve ateşi çevrelemişti. Rüzgârlar esti, kayalar gündüz ısınıp gece soğudu. Kış oldu buzlar kapladı yeri, yaz oldu nehirler aktı taşların arasından, kumları da sürükleyerek. Denizler yer değiştirdi, dağlar yürüdü, depremler oldu. Yerin bağrı madenlerle, ateşle işlendi. Nehirler ve sarsıntılarla vadiler, ovalar meydana geldi. Hayat isimli misafir önce suya gönderildi. Denizler artık yaşamı bağrında beslemeye elverişli idi. Binlerce çeşit canlının milyonlarca üyesi suda yaşadı, suda öldü. Karalara taşan deniz, ölülerini orada bırakarak çekildi. Ufalanan kayalar, taşlar, madenler ve organik malzeme birleşti. Karaya gönderilecek yaşamların zemini artık gül bitirmeye hazır toprakla kaplandı. Biz şahit olmadık ilk ölümlü yaşamların dünyaya gönderilişine; onun için ne suya ne toprağa nasıl geldiler bilemeyiz. Balık gibi ya da tohum gibi bir canlı mıydı bilinmez; ama çok zaman sonra gönderilen atalarımız her şeyi tamamlanmış buldular. Kızıl ateş, kara toprak, renksiz hava ve su bir arada bu mavi rengini verdi bizi uzayda gezdiren gemimize. Küçücük bir şey, bakıldığında sert ve cansız görünen bir kum tanesi gibi toprağa düştü. Üzerine yağmur indi. Bir gün iki küçük yaprak çıkıverdi o nesnenin düştüğü yerden. Toprakta madenler, inorganik ve organik maddeler var, su ise, hidrojen ve oksijenden ibaret. Tüm bu karma karışık maddeler küçük bir tohumun içinden geçmeye başladı. Küçücük bir kapıdan çok miktarda malzeme topraktan havanın içine akmaya başladı. Ama o kapıda bir kurala ve ilme tabi oldular. İki küçük yaprağa dönüşerek havada yol aldılar. Artık topraktaki maddeler bu kapıdan geçtikçe yapraklar ve dallar arttı. Kökü toprakta kendi havada bir fidan oldu. Ne yağmur, ne toprak ne hava bir fidan taşımıyor. O kum kadar tohumda bir program var ve bugünkü ilmimizle bu programın DNA materyaliyle, gözün göremeyeceği kadar küçük bir yere kodlandığını, şifrelendiğini biliyoruz. Hayattaki tüm doğumlar gibi dar, küçücük bir kapıdan şu yeryüzüne gelen fidan toprağı, havayı, suyu ve güneş ışığını da alarak, toprağa gölge bırakan dev bir ağaç haline geliyor. Ve her bahar bu ağaçlar renk renk çiçekler veriyor. Şunu bilmelisiniz ki ısırdığınız elmada, kokladığınız çiçekte, içine çektiğiniz havada evrenin en uzak köşesinden bir şeyler var ve bunlar biraz sonra yine başka bir şekle bürünecek. Evrenle ve içindeki her şeyle o kadar iç içeyiz ki ışık yılı mertebesindeki uzaklıklar önemsiz kalıyor. Bu küçücük insan şu kenarı olmayan evrenle, bir meyvenin bir ağaca bağlanışı gibi bağlanmış. Çok uzaklardan gelen ışık, su, hava ve mineraller bir meyvede buluşuveriyor bir süreliğine. Yüreğimize, belki de aklımıza sığdırabildiğimiz sonsuzluğu bedenimize de bu şekilde yerleştiriyoruz. Artık Sirrus ya da Orion yıldızının bize ne kadar yakın olduğunu anlayabilirsiniz. Onlardan gelen bir ışık demeti bir zeytin yaprağında sükûnete erer, çekirdek olarak bahçemize karışır. Mevcut fizik bilgimize göre, evren de küçük bir tohumdu. Madde onun içinden geçti ve evren ağacı çiçek açtı. Dünya meyvesini bize tattırdı. Kadim zamanların simyacılarından günümüze gelen bilgiyi küçümseyip temel elementleri 105 tane olarak kabul edebiliriz. Ama hava, su, toprak ve ateş de makro planda dünyadaki yaşamın temel elementleri. Nasıl ki bir meyvenin içerdiği elementleri ve oranlarını bilsek de biz asla bir elma yapamayız; ateşi, suyu, toprağı ve havayı gerekli oranlarda bir araya getirsek de ortaya dünya gibi bir şey koyamayız. Bu da ancak yıldız maddesinin içinden geçtiği tohumda şifrelenmiş bir programla olabilecek bir iş olsa gerek. Tabağınızda bıraktığınız bir pirinç tanesine bir de bu gözle bakın, belki onu çöpe atamayacaksınız artık.

ALINTIDIR: http://www.ekolojimagazin.com/?id=68&s=magazin


Çevresel RÍSKLER

27/03/2009


ÇATLAK KOVA

24/03/2009

Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. 

Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. 

İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş. “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.” 

 ”Neden?…” diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?…” 

Kova cevap vermiş. “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için tasıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.” Sucu söyle demiş. 

 ”Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.”

Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş. 

“Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?… Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.”


GELÍNLÍK KIZ NÍLÜFER

24/03/2009

Bir varmis bir yokmus, ulu ulu daglar pek yokusmus. Bu ulu daglardaki çamlar dört mevsim mis kokar, arilara bal döker, ariciklara yuva olurmus. Ìste bu ulu daglarin koynundan, yamaçlarin arasindan bir çay dogarmis. Süzüle kivrila yol asar, yesil ovalardan geçer yavuklusu bildigi körfeze ulasirmis. Bu buz gibi sularinda baliklar oynasir, adini aldigi çiçegi bagrinda yasatirmis. Nilüfermis bu çayin adi, sanki peri padisahinin kizi. Ulu daglar karlariyla kan verirmis ona, o da can verirmis yesil ovaya. Ìsin dogrusu bu Nilüfer cansuyu olmus ovanin, kusun, otun, insanin. Bir bereket bir bereket ovada, baliklar kurbagalar oynasir sularinda, gelincikler açarmis kiyilarinda. Nilüfer çiçegi gibi nazli, suyu pek tatli bu çay gün gelmis haykirmis:

“Vay nedir bu basima gelenler, ne oldu benim berak sularim, çamur oldu kollarim, baliklarim öldü, kurbagalarim ses vermiyor, suyumdan içen hastalanip inliyor, günler geçiyor acilarim dinmiyor. Ovanin can vereniydim can alani oldum, duymadilar çigliklarimi, zehirli çamurlarla doldum. Ben haykirdikça edin bana yardim, yine de aldirmadilar, atilar pisliklerini. Her gelen günde yaklastim ölüme bir adim.”

Ìste gelinlik kiz Nilüfer böyle yakinmis. Çevresindeki köylülere bakinmis, ilgsizliklerine iyicesine bas kaldirmis. Sonunda dayanamamis gelmis dile:

“Ey insanoglu yetmedimi çektigim çile, gönlün düstü düseli paraya pula aldirmiyorsun bendeki yaraya. Bak iste ölüyorum, batak oldum çürüyorum, yeter artik, arit beni iyilestir yarami. Düsündükçe geçmisteki anilarimi, seni anlamakta zorlaniyorum. Bugünümü gördükçe can Çekisip darlaniyorum.”

Sonunda Nilüferden ekmek yediginin farkinda olan üç bes köylü:

“Biz ne yapiyoruz? Kendimizi atese atiyoruz, akmazsa ovamizin can suyu, iste bu kendimize kazdigimiz bir kuyu. Bir düstükmü içine çikamayiz, biz bu gidisle hepte açikliktayiz. Kalmayacak ne ot, ne ocak, ne hayvan, ne tarla, ne nacak. Ama yinede kendimizi biz kurtarabiliriz ancak” diyerek vermisler el ele, gelmisler Nilüfer`e:

“Bagisla bizi özen göstermedik sana, anladik ki sen yoksan bizler de hazirlanmaliyiz son yolculuga. Bundan böyle en birinci görevimiz sularini aritmak, seni baliklarinla bulusturmak olacak.”

Bu sözlere dayanamamis kirgin Nilüfer, bagislamis onlari ardindan da demiski:

“Aritin beni zehirlerden, uyarin çevreme gelenleri, sakinin Nilüferi yoksa kirleten öder bedelini.”

Sakinmazsaniz onu geleceginiz karanliga gider derken; insanoglu almis dersini. Bundan böyle yapmamis Nilüfer`in dediginin tersini. Sakinmis onu çöpten, kirden, zehirden. Aritmis sularini sanki damitmis, hasta kollarina can katmis. Yesermis ova, kokular da yokmus. Yeniden bolluk bereket akmis ovaya. Nilüfer`in baliklari oltalardan düsmüs tavaya. Nilüfer yine ulu ulu daglardan kivrila süzüle kosuyormus yavuklusu körfeze.


ÇEVREMÍZÍ KORUYALIM

30/12/2008
Çevremiz konusunda daha genis bilgiler icin lütfen asagidaki linke tiklayin.

Tarkan & Orhan Gencebay – UYAN

30/12/2008

Merhaba sevgili cevre Dostlari,

sizlerle Tarkan & Orhan Gencebay´in -

Uyan parcasini paylasmak

istedim.


Ekoloji nedir?

14/11/2008

Ekoloji canlıların kendi aralarında birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini araştıran, başta Biyoloji olmak üzere Anatomi, Fizyoloji, Psikoloji ve Ekonomi’den yararlanan disiplinlerarası bir bilim dalıdır. Ekoloji tabiatta canlıların birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde yaşamalarını incelediği için mesleklerin en eskisi, Yirminci Yüzyıl’ın ilk yarısında yapılan çalışmalarla geliştirildiğinden de, bilimlerin en yenilerinden sayılır. Ekoloji tabiattaki canlılar arasındaki ilişkileri incelerken, hayatı her boyutuyla bütüncü bir yaklaşımla ele alır. Sosyoloji insanın diğer insanlarla, ekoloji de başka canlılarla birlikte yaşamasındaki uyum ve düzenin ilke ve temellerini araştırır. Dünyanın yaşanır kılınmasında Sosyoloji ve Ekoloji hayatın, birbirini tamamlayan iki ayrı yüzüdür. Sosyal çevresiyle uyum içinde olmayan insanın, doğal çevresiyle uyumlu olması mümkün değildir. Denizleri, dağları, ovaları, bitkileri ve hayvanlarıyla tabiat bütün varlıklarıyle uyum ve denge içinde bir bütündür. Tabiattaki varlıklar, birbirleriyle ilişki ve etkileşimlerinde bir ekosistem oluştururlar. Dünya ölçeğindeki ekosistemin odak noktasında inançları, değerleri ve kültürüyle insan vardır. Insan sınırlı bir dünyada yaşadığı unutarak, sınırsız isteklerinin peşine düşerse, tabiattaki uyum ve dengeyi altüst eder.

Tabiatta olduğu gibi, ekonomide de, hammaddeler, tedarikçiler, işletmeler, çalışanlar ve müşterileriyle ulusal ve uluslararası ölçekte oluşmuş ekosistemler görülür. Sözgelimi bütün dünyada motorlu araçların çevresinde, petrol kuyuları, rafineriler, motorlu araç üreten işletmeler, lastikten bilgisayara değişik parça ve ara ürün yetiştiren yan sanayiler, dünyanın dört bir yanına dağılmış petrol istasyonları, tamir ve bakım servislerinden oluşan devasa bir ekosistem vardır.

Tabiattan alınan hiçbir kaynak bedelsiz değildir. Kurum ve kuruluşlarla birlikte tek tek kişiler ya da toplum, bütün imkanlarını kullanarak, tabiattan ihtiyacından fazlasını alırsa, farkında olmadan, tabiattaki eşsiz uyum ve düzeni de bozar.

Ekolojik bilince ulaşan bir toplum, sınırsız isteklerini karşılamak için dünyanın sınırlı kaynaklarını sorumsuzca tüketerek, tabiattaki uyum ve düzeni dinamitlemeye kalkışmaz. Tabiatın dengesini bozan, hayatın kaynağını da kurutur.


Çevreciliğin miladı

14/11/2008

Tüm dünyada çevreciliğin miladı kabul edilen 1972 yılı Stockholm Zirvesi’nin sonunda yayınlanan deklarasyon çevre alanında önemli maddelerle dikkat çeker. Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı adı altında toplanan Stockholm Deklarasyonu’ndaki maddeler şöyledir:

1. Madde: İnsanın; hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır. İnsanın, bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu vardır. Bu bakımdan; kayıtsızlık, ırk ayrımı, ayrımcılık, kolonial veya diğer biçimlerde baskı, yabancı hakimiyetini destekleyen, sürekli kılan politikalar mahkum edilmiştir ve terk edilmelidir.

2. Madde: Bugünkü ve gelecek nesiller için ihtiyaca göre özenli planlama veya yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve fauna dahil, özellikle de doğal ekosistemleri temsil eden örnekler korunmalıdır.

3. Madde: Dünyanın hayati yenilenebilen kaynaklarını üretme kapasitesi sürdürülmeli ve mümkün olduğu hallerde yenilenmeli ve iyileştirilmelidir.

4. Madde: Şu anda zararlı unsurların bileşimi ile ciddi tehlikede olan yaban hayatı neslini ve habitatını akıllıca yöneterek sürdürmek, korumak, insanın özel sorumluluğudur. Dolayısı ile ekonomik kalkınma planlamasında yaban hayatı dahil doğanın korunmasına önem verilmelidir.

5. Madde: Dünyanın yenilenemeyen kaynakları, onları gelecekte tükenme tehlikesine karşı koruyacak şekilde kullanılmalı ve bu kullanımın yararlarının bütün insanlıkça paylaşılması sağlanmalıdır.

6. Madde: Ekosistemlere ciddi, onarılamaz zarar verilmemesi için, toksik ve diğer maddelerin deşarjı, ısının, doğanın onu zararsız kılabileceği kapasiteyi aşacak miktarda ve yoğunlukta bırakılması engellenmelidir. Bütün devletlerin kirliliğe karşı haklı mücadelesi desteklenmelidir.

7. Madde: Denizlerin, insan hayatını tehlikeye atabilecek maddelerle kirlenmesini önleyecek, canlı yaşama, denizde hayata zarar verecek, güzellikleri bozacak veya denizlerin diğer yasal kullanımını olumsuz etkileyecek şekilde kirlenmesini önlemek için ülkeler bütün olanaklarını kullanacaktır.

8. Madde: İnsana uygun bir yaşam ve çalışma çevresi sağlamak ve hayat standardını iyileştirmek için ekonomik ve sosyal kalkınma şarttır.

9. Madde: Az gelişmişlikten ve doğal afetlerden kaynaklanan çevre bozulmaları ciddi sorunlar meydana getirmektedir ve en iyi tedavi hızlandırılmış bir kalkınmadır. Bu amaçla, gelişmekte olan ülkelerin kendi gayretlerine destek olarak ve talep edildiğinde yeterli miktarda finansman ve teknolojik yardım yapılmalıdır.

10. Madde: Gelişmekte olan ülkelerde çevre yönetimi için ekolojik faktörler kadar ekonomik aktörlerin de dikkate alınması, dolayısı ile fiyat istikrarı, temel mallar ve hammadde alımı için yeterli gelir sağlanması şarttır.

11. Madde: Ülkelerin çevre politikaları, gelişmekte olan ülkelerin bugünkü ve gelecek kalkınma potansiyelini destekleyecek ve olumsuz etkilemeyecektir. Herkes için daha iyi hayat şartlarına erişilmesini engellemeyecektir. Ülkeler ve uluslararası örgütlerce çevre önlemlerinin uygulanması ile meydana gelebilecek muhtemel ulusal ve uluslararası ekonomik sonuçları karşılayabilmek için anlaşmaya varacak şekilde uygun tedbirler alınacaktır.

12. Madde: Gelişmekte olan ülkelerin koşullarını ve özel ihtiyaçlarını dikkate alarak çevreyi korumak ve iyileştirmek amacı ile kaynaklar yaratılacaktır. Bu ülkelerin kalkınma planlarındaki çevreyi koruma amaçlı maliyetlerinin ülkelerin talebi üzerine kendilerine sağlanması gerekir. Bu amaçla ilave uluslararası teknik ve finansman yardımı yapılacaktır.

13. Madde: Kaynakların daha rasyonel kullanılmasını sağlamak ve böylece çevreyi iyileştirmek için ülkeler kalkınma planlarında entegre ve koordine bir yaklaşım yapacaklardır. Böylece, kalkınmanın nüfusun yararı doğrultusunda, insan çevresinin korunması gereği ile uyumlu olması sağlanacaktır.

14. Madde: Kalkınmanın gerekleri ile çevrenin korunması ve iyileştirilmesi ihtiyacı arasındaki çelişkileri gidermede rasyonel planlama temel araçtır.

15. Madde: Çevreye olan olumsuz etkileri önlemek, maksimum sosyal ekonomik ve çevre faydaları sağlamak için yerleşmelere ve kentleşmelere planlama uygulanmalıdır. Bu açıdan kolonial ve ırkçı hakimiyet için yapılan projeler iptal edilmelidir.

16. Madde: Temel insan haklarına önyargısız olarak, ilgili hükümetlerce uygun bulunan demografi politikaları, çevre veya kalkınma üzerinde olumsuz etkileri olan nüfus artış hızı veya aşırı nüfus yığılmaları ile düşük nüfus yoğunluğunun insan çevresinin gelişmesini veya kalkınmayı engelleyebileceği bölgelerde uygulanmalıdır.

17. Madde: Ülkelerin çevre kaynaklarını çevreyi iyileştirmek prensibinden hareket ederek planlamak; yönetmek ve kontrol etmek görevi uygun ulusal kurumlara verilmelidir.

18. Madde: Sosyal ve ekonomik kalkınmaya katkıları nedeni ile bilim ve teknoloji, çevre risklerinin tanımlanması, engellenmesi ve kontrolü için ve çevre sorunlarının çözümü ve insanlığın ortak çıkarları için kullanılacaktır.

19. Madde: Çevre olaylarında eğitim; genç nesil kadar yaşlılar için de; korunmaya muhtaç gruplara özel önem verilerek, bireylerin, teşebbüslerin ve toplumların çevreyi koruma ve geliştirme için insan boyunca açısından bilinçli görüşü genişletmek ve sorumlu icraatı sağlamak için şarttır. Kitle iletişim ortamının çevrenin bozulmasına katkıda bulunmayı engellemesi, tam tersine insanın her yönde gelişmesini sağlayacak şekilde çevreyi korumak ve iyileştirmek ihtiyacı ile eğitsel bilgiyi yayması şarttır.

20. Madde: Ulusal ve uluslararası çevre sorunlarının sebepleri ve sonuçları konusunda bütün milletlerde, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde bilimsel araştırmalar ve gelişmeler teşvik edilmelidir. Bu bağlamda, çevre problemlerinin çözümünü kolaylaştırmak için güncel, bilimsel enformasyonun serbest akışı ve tecrübenin transferi desteklenmeli ve yardım edilmelidir. Çevre teknolojileri, geliştirmekte olan ülkelere, bu teknolojilerin yayılmasını teşvik edecek ve ekonomik yük getirmeyecek koşullarla sağlanmalıdır.

21. Madde: Ülkeler, Birleşmiş Milletler kuralları ve uluslararası hukuk prensiplerine göre, kendi kaynaklarını kendi çevre politikalarına uygun olarak kullanma hakkına sahiptirler. Aynı zamanda kendi iç hukukları ve kontrollerindeki faaliyetlerin çevreye ve diğer ülkelere veya ulusal hükümranlık sınırları dışındaki alanlara zarar vermemesi konusunda sorumlulukları vardır.

22. Madde: Devletler uluslararası hukukun, çevre zararlarının kurbanları ile ilgili borç ve tazminat maddelerini daha geliştirmek ve kendi hükümranlık alanları içindeki diğer çevre bozulmaları veya kendi hükümranlık hakları dışındaki kontroller için işbirliği yapacaktır.

23. Madde: Uluslararası kurumlarca kabul edilen kriterlerde veya ulusal olarak kararlaştırılan standartlarda her ülke önyargısız, değerler sistemini dikkate almak durumundadır. Gelişmiş ülkelerde geçerli olan standartların gelişmekte olan ülkelere getireceği sosyal maliyet nedeni ile uygulanamayabileceğinin dikkate alınması şarttır.

24. Madde: Çevrenin iyileştirilmesi ve korunması ile ilgili uluslararası konular, işbirliği ruhu ile büyük küçük bütün ülkelerce eşit olarak ele alınmalıdır. Çok taraflı veya iki taraflı anlaşmalarla veya diğer uygun yöntemlerle işbirliği bütün ülkelerin egemenlik ve çıkarlarını dikkate alarak her alanda istenmeyen çevresel etkilerin etkin kontrolü önlenmesi, azaltılması, ortadan kaldırılması için şarttır.

25. Madde: Devletler, çevrenin korunması ve geliştirilmesinde uluslararası kuruluşların koordinasyonunu, etkinliğini ve dinamikliğini sağlayacaklardır.

26. Madde: Nükleer silahlar ve diğer toplu imha araçlarından insan ve çevresi korunacaktır. Ülkeler, yetkili uluslararası makamlarla bu tür silahların tamamen yasaklanması ve imhası için derhal anlaşmaya varmak için çalışacaklardır.

Not: Bu yazi alintidir, kaynagini malesef bilmiyprum.


Bilmediğimiz Tehlikeleriyle Fosil Yakıtlar

14/11/2008

100-150 yıldır yoğun bir şekilde kullandığımız kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil kökenli enerji kaynakları, neden oldukları çevresel zararlar yanında stratejik öneme de sahiptirler. Dünya ekonomisi büyük ölçüde bu enerji kaynaklarının fiyatına bağımlıdır. Bu gücü kontrol eden devletler ayni zamanda dünya ekonomisine de yön vermektedirler. Bu kaynakların kontrol edilmesi için büyük ölçüde stratejik ve askeri harcamalar yapılmaktadır. 1. Petrol Krizi ile sarsılan dünya ekonomisinin devleri bu konuda iyice hassaslaşmış ve Körfez Savaşını göze alarak büyük askeri harcamalar yapmışlardır. Bunlar aslında petrol ve doğalgazın maliyetinde, yani satış fiyatında görülmeyen harcamalardır. Eğer bu askeri harcama tutarları maliyetlere eklenmiş olsa, petrol ve doğal gazın satış fiyatı bugünkünden çok daha yüksek olacaktır. Günümüzde durum böyle olmasa da, yakın gelecekte böyle bir senaryo ile karşılaşmamız kaçınılmaz gözüküyor. Gelişmekte olan ülkelerden Çin, hem nüfusunun fazlalığı, hem de gelişme hızının büyüklüğü nedeniyle giderek daha fazla miktarda petrol ve doğal gaza gereksinim duymakta ve bu ihtiyacını çok büyük oranda ithalatla karşılamaktadır. Günün birinde artması muhtemel olan petrol fiyatları, Çin’i karşılanması imkansız bir fatura ile yüz yüze getirecektir. Bu durum, Dünya siyaset ve ekonomisinde sonucu kestirilemeyen olaylara yol açabilecek bir handikaptır. Işte bu stratejik tehlikeleri sebebiyle, fosil yakıtlar daha tükenmeden, bunları ikame edecek tehlikesiz alternatifler üretmek zorundayız.

Hava Kirliliği

Aslında fosil yakıtlardan petrol ve doğal gazın 20-50 yıl içinde tükeneceği hesaplanmaktadır. Kömür rezervleri ise 100-500 yıl yetecek miktarda olmasına rağmen geleceğin enerji sistemimizin sadece kömüre dayanması durumunda dünyamızdaki çevresel sorunlar, telafisi imkansız boyutlara ulaşacaktır. Bu açıdan fosil yakıtların üretim ve tüketiminin kısıtlanması ve azaltılması için en önemli sebep, bunların meydana getirdiği çevre kirliliği ve tahribatıdır. Kömür ve fuel oil gibi fosil yakıtların bünyesinde bulunan kükürt, bunların yakılmasıyla kükürt oksitlerine dönüşür. Benzin, mazot ve LPG gibi fosil yakıtlarla çalışan taşıt araçlarındaki içten yanmalı motorlarda ise, havadaki azotun oksijenle reaksiyonu sonucunda azot oksitleri meydana gelir. İşte bu gazların havadaki su buharıyla etkileşimi sonucu sülfürik ve nitrik asitler oluşur ki bunlar en kuvvetli asitlerdir. Yağmurların asitli hale gelmesi demek olan “asit yağmurları” dünyamızın ekosistemlerini tahrip eden en önemli etkenlerden biridir. Çünkü suların asitleşmesiyle su ekosisteminin dengesi bozulur. Birçok canlı asitli sularda yaşayamaz ve ölür. Toprakta normalde çözünmeyen bazı maddeler, asitli yağışlarla çözünür hale gelir ve bunların gösterdiği zehirleyici etkiyle bitkiler ve diğer canlılar yavaş yavaş ölür. Toprak ekosistemi de zarar görür. Ağaçların ve diğer bitkilerin yaprakları da asitli yağışlardan dolayı kurumaya başlar. Asitli yağışlar sadece canlılara zarar vermekle kalmaz, binaları ve tarihi yapıları bile aşındırırlar, hatta yer altındaki tesisata bile zarar verirler. Ayrıca azot oksitlerinin havadaki oksijenle etkileşimi sonucunda meydana gelen ozon gazı, çok aktif olması nedeniyle bitki, hayvan ve insan sağlığı için tehlikeli bir maddedir. Kömürün yanmasıyla havaya salınan tanecikli maddelerin, tozların ve dumanların da sağlığa ne kadar zararlı olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

Su Kirliliği

Fosil yakıtlar su kirliliğine de neden olurlar. Bunun birçok sebebi vardır. Birincisi, asit yağmurlarının neden olduğu metal kirliliğidir. Asitli yağmurların topraktan erittiği zehirli ağır metallerin ve alüminyum tuzlarının sulardaki oranı gittikçe artmaktadır. Fosil yakıtlı enerji santrallerinin ve ısı tesislerinin soğutma suyu ihtiyacı sebebiyle, ısınan suyun tekrar kaynağa deşarjı sonucu suların ısınması da bir tür su kirliliğidir. Bu ısınma iki şekilde suyun oksijeninin azalmasına sebep olur. Birincisi, sudaki canlıların metabolik aktivitesi ısınma sonucunda artar ve bu artış daha fazla oksijen tüketimine neden olur. İkincisi, ısınan suyun oksijen tutma kabiliyetinin azalmasıdır. Suyun oksijeni azalınca aerobik, yani havalı yaşam sona erer; anaerobik yaşam başlar ki bu da açığa çıkan pis kokulu gazlarla hemen kendini belli eder. Denizlerin, akarsuların ve göllerin petrol taşımacılığı ve petrol çıkarımı sırasındaki sızıntılarla ve ayrıca tankerlerin yıkama sularının ve gemilerin sintine sularının temizlemeye tabi tutulmadan deşarjı nedeniyle de sularımız kirletilmektedir.

Toprak Kirliliği

Fosil yakıtların çıkarılması ve yakılması ile birçok şekilde toprak kirliliği oluşur. Kömür madeni yatakları, açık işletmeler olarak çalıştırıldığında yüzeydeki tabaka kaldırıldığından toprak tahribatı meydana gelir. Kömürün yanması sonucunda oluşan külün atılmasıyla da büyük miktarda kirlilik oluşur. Termik santrallerin uçucu küllerinin depolanması için çok büyük barajlar inşa edilmektedir. Ve bu bölgeler tamamen verimsiz topraklar haline gelmektedir. Tozların ve diğer gazların bacadan atılmasıyla da topraklar verimsizleşir. Asit yağmurlarına bağlı çoraklaşma da buna eklendiğinde toprak tamamen yararsız hale gelmektedir.

Küresel Isınma

Fosil yakıtların yanma ürünü olan karbondioksitin atmosferdeki oranının artması yeryüzünden yansıyan ışınların kaçmasını engellediğinden, bu olay sera etkisi adı verilen ve yeryüzünün ortalama sıcaklığını yükselten hadiseyi ortaya çıkarır. Bu sıcaklık artışı kutuplardaki buzulların erimesine, yağışların artmasına, iklimlerin değişmesine, atmosfer olaylarının farklılaşmasına, El Nino gibi afetlere, kıyı bölgelerinin sular altında kalmasına neden olur. Tsunami benzeri su baskınları, geçimini topraktan sağlayan fakir Asya ve Afrikalıları daha da yoksullaştıracaktır. Işin ilginç yönü, küresel ısınma sıcak kuşakta yaşayan fakir halklara zarar verirken, soğuk kuşakta yaşayan zengin ülkelerin ikliminin ılıman hale dönmesidir. Bu da o bölgeleri daha da yaşanır hale getirir. Yani küresel ısınma fakiri daha fakir, zengini ise daha zengin yapar.

Ozon Tabakasının Delinmesi

Atmosferin üst tabakası olan stratosferdeki ozon, güneşten gelen yüksek dalga boylu ışınları tutma özelliğine sahiptir. Burada bulunan ozonu tahrip eden iki faktör vardır. Bunlardan birincisi kloroflorokarbon gazları olup soğutucularda ve spreylerde kullanılmaktadır. Diğer faktör stratosferde ses üstü hızla uçan uçakların enerjisini temin eden fosil yakıtların yanma gazlarında bulunan azot oksitlerinin ozonu yok etmesidir. Bu şekilde delinen ozon tabakası, yeryüzündeki deri kanser vakalarının sayıca artmasına sebep olmuştur. Bu tehlikelerden korunmak için kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımına sınırlamalar getirmeli ve enerji ihtiyacımızı hidroelektrik, güneş, rüzgar, jeotermal ve biyokütle enerjileri gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamaya çalışmalıyız. Bu sayede hem döviz kaybımızı azaltacak hem de sağlığımızı ve doğayı korumuş olacağız.

 
Kaynak: http://www.ekolojimagazin.com/?id=93&s=magazin


DENİZ KİRLİLİĞİ VE KAYNAKLARI

14/11/2008

Deniz kirlenmesi; deniz ekosistemine zarar veren, insan sağlığını bozan, balıkçılık da dahil olmak üzere, denizlerdeki faaliyetleri engelleyen, denizin kullanım kalitesini etkileyen ve değerini azaltan madde veya enerjinin insanlar tarafından deniz ortamına doğrudan veya dolaylı olarak bırakılması olarak tanımlanabilir. Denizlerimizde canlı yaşamının sayıca ve türce giderek azalması, kentsel, endüstriyel ve tarımsal atıklardan kaynaklanan deniz kirliliğinin artması kıyısal yapılaşmanın büyümesi ve aşırı avlanmanın önemli sonucudur. Çeşitli yollardan meydana gelen deniz kirliliği, doğal kaynakların sürdürülebilirliği ve insanların geleceği bakımından büyük önem arz etmektedir.

Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, tüm dünyada olduğu gibi, deniz kirliliği ve kıyılar ile ilgili sorunlar ayrı bir onem taşımaktadır. Sanayi, deniz taşımacılığı, şehirleşme, turizm ve atıkların boşaltılamsının yanısıra oluşan deniz kazaları ile de her geçen gün denizlerimiz daha hızlı kirlenmeye başlamıştır.

Denizlerin kullanım alanlarında birisi, kirlilik veren deşarjlar için bir alıcı ortam olarak kullanılmasıdır. Bu kirlilik deniz kıyısındaki yerleşim yerleri ve endüstrilerden doğrudan verilebildiği gibi akarsular, yağmur suları ve hava kirliliği ile de daha uzak bölgelere taşıma yoluyla verilebilir. Bunun yanında endüstriyel olarak petrol ve petrol türevlerinin yaygın bir şekilde üretilip kullanılması, kullanım sonucu yapılan deşarjlar, deniz taşıması ve kazalar denizlerin kirlenmesinde  önemli rol oynar.

Deniz kirliliği, insan tarafından doğrudan veya dolaylı olarak deniz çevresine bırakılan madde (atıklar dahil) ve enerji anlamına gelmektedir. Denizdeki biyolojik hayatın verimliliği ve sürekliliği suda oksijen ve ısı miktarı ile su ısısına bağlıdır. Bu üç fiziki kısmı belirleyen en kritik kısım ise yüzeyin ilk milimetreleridir. Bu bölgenin önemini şu şekilde açıklayabiliriz.
   
Suda oksijenin büyük çoğunluğu direkt olarak atmosferden gelir. Atmosferdeki oksijen miktarının sudan daha fazla olması nedeni ile yavaş yavaş atmosferdeki oksijen deniz suyu içinde çözülür ve akıntılar sayesinde denizin farklı derinliklerine dağılır. Bu atmosfer ile deniz arasındaki oksijen değişimi ise deniz yüzeyinde gerçekleşir.

Sudaki besin zincirinin en alt tabakası olan zooplanktonlar ve phitoplanktonlar fotosentez ile beslenir. Fotosentez için en gerekli öğelerden birisi ise güneş ışığıdır. Denize giren güneş ışığının önüne ne kadar az bariyer çıkarsa, güneş ışığı daha derine inebilir. Yani deniz yüzeyi ne kadar berrak ve temiz ise güneş ışığı da o kadar derin bölgeye ulaşabilir.

Deniz suyu sıcaklığı da eko-denge açısından çok önemli bir unsurdur. Deniz suyu ısısını hem güneş ışığından hem de atmosferden alır. Atmosferle temas eden deniz yüzeyi atmosferin ısısını emer. Bu ısı alışverişinin miktarı ise deniz yüzeyinin ilk milimetrelerindeki temizliğe bağlıdır. Denizlerdeki kirlenme en yoğun deniz yüzeyinde görülür. Yukarıda açıklanan nedenlerle bu bölgede görülen aşırı kirlenme denizlerin soğuma kapasitesini zayıflatmakta, hava ve güneş ile temas etmeyen denizde eko-denge bozulmaktadır. Böylece denizlerin gelecekteki potansiyeli yitirilmektedir. Bunların sonucu; yaşam kaynakları zarar görmekte, insan sağlığı tehdit edilmekte, balıkçılık gibi deniz faaliyetleri etkilenmekte, kullanılan deniz suyunun kalitesi bozulmakta ve deniz canlı türleri azalmaktadır.
   

Denizlerde Meydana Gelen Kirlilik

1-Deniz kıyıları boyunca kurulmuş bulunan yerleşim merkezleri ve sanayi  tesislerinden,
2-Hava yolu araçlarından,
3-Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından,
4-Gemi ve deniz araçlarından meydana gelmektedir.

Gemilerden meydana gelen kirlenmeler;
a-Kazadan kaynaklanan kirlenmeler,
b-Kasıtlı veya bilgizice yapılan kirlenmeler olarak iki ana grupta incelenebilir.

 
Kaynak: http://www.cevreonline.com


ÇEVRECÍ FIKRALAR

19/12/2007

Konferans sırasında arkadaş olan üç uzman birlikte tuvalete girerek ihtiyaç gidermişler. İşini ilk bitiren ellerini yıkadıktan sonra makineden peşpeşe kurulama kağıtları alıp ellerini kurulamış. Tam 16 adet kağıt havlu harcamış. Arkadaşlarına dönmüş:
- Ben ODTÜ mezunuyum, bizim okulda önce temizlik ögretilir.
İşini ikinci bitiren tek bir kağıt havlu çekmiş ve elini kurulamış ve diğerlerine dönmüş:

- Ben Bilkent mezunuyum,bize okulda çevreciligi öğrettiler. Çok kağıt harcamak çevreye zararlıdır?

Üçüncü kişi ne ellerini yıkamış, ne kağıt almış. Kendisine şaşkın şaşkın bakan arkadaşlarına dönmüş:

- Ben Boğaziçi mezunuyum, biz elimize işemeyiz!


Temel ormanda ağaç kesiyormuş, o sırada çevreciler de ormanda yürüyüşe çıkmışlar, Temel’i bu vaziyette görünce bir güzel pataklamışlar… Temel üstü başı perişan halde köye dönerken Dursun a rastlamış,
Dursun:

- Ula Temel bu ne hal böyle? diye sormuş,

Temel de anlatmış:

- Ormanda ağaç keseydum, birden kalabaluk pir grup Doğan’ın yengesini bozmişum diye dövdü peni, halbuki ne Doğan’ı taniyruuum, ne de yengesuni..

Çevreci kuruluşlara üye olan iki sevgilinin kaygası
- Yaaa Buket nedir bu rezillik ya. Biz doğallıktan bahsediyoruz. Sen makyaj yapıyorsun?

-Aman Murat o kadarda değil artık bırak biraz güzel gözükelim.

-Güzellik mi? Sen buna güzellikmi diyorsun ya. Ben seni çevreyi temiz tutalım eyleminde çöp tenekesi kılığına girdiğin şeklinle sevdim kızım!

- Ay iyide ömrümün sonuna kadar çöp tenekesi olarak dolaşacak değilim ya Murat.

- Hem ona bakarsan sende hakiki deri ayakkabı giyiyorsun. Kim bilir hangi hayvanı öldürüp derisinden ayakkabı yaptılar. Ben hiç olmazsa bez ayakkabı giyiyorum.

- Yaaa kızım bana anlatma tamammı. Daha dün inci kolye takıyodun. İncilerin nereden çıktığını anlatmama gerek yok heralde.

- Fener maçında yaktığın sis bombasının çevreye verdiği zararı, havaya verdiği kirliligi görmemezlikten gelmiştim ama doğrusu şimdi söylemeden edemiycem.

- Hahhh şuna bak. Yolda yürürken yerdeki izmariti farketmeden geçtiğin günü hatırlıyorsun değilmi. Onu geri dönüp ben almıştım yerden Buket!

- Suna bak patlak eksozla param yok diye 1 ay trafikte dolaşıp çevreyi kirleten bendim sanki!

- Mangal ziyafetine giden de sendin Buket hanım! -

- Yokkk canım. Boğazdan petrol geçirilmesini engellemek için boğaza eyleme gittiğimde ben hastayım diye evde kal sendin ona bakarsan…

Sabahın erken saatinde avdan dönen Temel, kayığını kıyıya çektikten sonra balıkçı kahvesine doğru yürür. Kahvedekiler yalnızca sağ ayağı dizine kadar ıslak olan Temel’e sorarlar :

-Ula, balık vuriy mi?

Temel :

Yok yahu ne gezer.

-Madem baluk vurmayi ayağın niye dizine kadar islandi.

Temel küçümseyerek yanıtlar :

-Uşağum, haçan denizde sigara içeyrim. İzmariti suya atınca basıpta söndirmeyecek miyum oni?


PÍLLER ve ÇEVRE

18/12/2007

Teknolojinin gelismesini büyük bir hizla sürdürdügü son yillarda yasamimizda pille isleyen saatler, fotograf makineleri, uzaktan kumondalar gibi bir dizi elektrokik aletler yer almaktadir. Yüzyil kadar önce kesfedilen ve 1960`li yillardan buyana tasinabilir elektronik aletlerin artmasiyla birlikte günlük hayatta gittikçe daha sik kullanilmaya basladigimiz pil ve akümülatörler daha fazla miktarlarda tüketilmekte ve üretilmektedir. Pil atiklari birçok insanda üstünde pek fazla durulmayan konuyu teskil etmektedir. Pil atiklari içerdikleri zararli maddeler örnegin: kadmiyum (Cd), kursun (Pb), civa (Hg) ve çinko (Zn) gibi agir metaller sebebiyle tehlikeli özellikler tasimakta ve bilhassa su ve toprak kirlenmesinde önem arzetmektedir.
Almanya`da yilda 850 milyon pil satilmaktadir. Satisa sunulan pillerin büyük bir kismi çinko-kömür (Zink-Kohle) ve alkalik-mangan gibi kullan-at pillerden olusmaktadir. Hayatimizi kolaylastiran her teknolojik üründe görülebildigi gibi piller de bilhassa bilinçsiz kullanilmasi ve atiklarin geregi sekilde kontrol edilmemesi sonucunda çevreye dolayli olarak biz insanlara oldukça önemli zararlar verebilmektedir. Piyasada sunulan bütün piller çevremize zarar verebilen maddeler içerdiklerinden dolayi, Almanya`da olusan kullanilmis piller Ekim 1998`den itibaren yürürlüge giren pil yönetmeligine göre, pil satan her magazaya ücretsiz geriverilebilir. Bu magazalarin eski pilleri geri alma mecburiyeti vardir, çünkü yeni pil alindiginda alis fiyatiyla birlikte pillerin çevreye uyumlu bir biçimde ortadan kaldirilmasi için ücret ödenmektedir. Magazalar tarafindan toplanilan piller çevreye uyumlu bir biçimde ortadan kaldirilabilmesi için pil üreticilerine geri verilmektedir. Eski piller pil satan magazalarin yanisira, belediyeye bagli olan çöp isleme tesislerine veya zarli atiklari toplayan araçlara da geri verilebilir (Bu bilgiler Almanya için geçerlidir, ülkemizde ve veya diger ülkelerde nasil muamale görüyor, bilemiyorum.)

Tarih sürecinde çok sayida arastirmaya konu olan piller günümüzde hala gelistirilmeye çalisilmakta ve bu hususta pillerin güvenirligini, ömürlerini ve kütlesel enerjilerini arttirmaya yönelik çok sayida proje çalismasi yürütülmektedir. Ìncelenen konular arasinda, lituyumlu piller, civa oksit-kadmiyum pilleri, çinko-hava pilleri, organik elektrolitli piller ve kati elektrolitli piller yer almaktadir.

Çevre sagligi için pil seçiminde bazi tavsiyeler:

Ìlk etapta mümkünse pillerden kaçinilmali, alternatif olan ürünlere örnegin: mekanik veya günes enerjisiyle çalisan saatlere, elektrikli tras makinelerine ve elektronik esyalara, günes enerjisiyle çalisan hesap makinelerine öncelik taninmalidir. Çünkü çevremize zarar vermeyen piller yoktur. Yanliz bazi piller digerlerine nazaren çevremize daha az zarar verirler. Bu da pillerin içinde bulunan kimyasal maddelere baglidir.
Eger ille de pil olsun diyorsaniz, pil satin alirken kullan-at (sarj edilemeyen) piller yerine sarj edilebilen piller tercih edilmelidir. Bu pillerin içinde büyük miktarda agir metaller olsa bile, diger pillere nazaren ekolojik olarak çevremize daha uyumludur. Çünkü diger piller bosaldiktan sonra çöpe atilmasi gerekirken, sarj edilebilen piller ise bosaldiginda yüzlerce defa tekrar sarj edilebilirler. Bu piller ilk basta pahali gibi gelebilir. Ama bu tür piller yüzlerce defa sarj edildikten sonra, diger pillere nazaren daha ekonomik olduklari için uyungundurlar. Yalniz el feneri gibi az kullanilan aletlerde, kullan-at piller daha ekonomiktir.

Lütfen, hangi pil olursa olsun bunlari evsel çöplere atmayaniz. belediyelerin zararli madde toplama yerlerine geri verilebilir.

 

Çevremiz konusunda daha genis bilgiler icin lütfen asagidaki linke tiklayin.