Nasıl bir dünyada yaşamak istersiniz?

Önümüzdeki yıllarda nasıl bir dünyada yaşamak istersiniz?

“Umurumda değil!” diyebilirsiniz.  “Ben yaşadığım kadar yaşadım.  Bundan sonrasından bana ne?”  Kabul, öyle olsun.  Ama eğer gençseniz nasıl düşünürsünüz?  Ya da çocuklarınız, torunlarınız ileride iyi yaşasınlar istiyorsanız, ne dersiniz?  Aşağıdaki grafikte dört olasılık var.  Birini ya da ötekini seçmek bizlerin elinde.  Daha doğrusu, bizim seçip yetki verdiğimiz politikacıların ve onlarla içli dışlı olmuş büyük firmaların.

Konu, sera gazı salımı ve bunun getirdiği, getirmekte olduğu, ileride getireceği küresel ısınma.

Grafiği açıklayalım.  Aşağıda, yatayda yıllar var.  1970’ten 2050’ye kadar uzanmışlar.  Düşeyde de milyar ton cinsinden dünyanın tamamındaki yıllık sera gazı salımı.  Karbon dioksit miktarına dönüştürülmüş olarak.

Kırmızı çizgi geçmişten bugünlere gerçekleşmiş yıllık salım miktarlarını veriyor.  Durmadan artarak yükselmiş.  Küresel ısınmayı tetikleyerek.

Daha sonrasında ise önümüzdeki dört seçenek görülüyor.  En yukarıdaki sarılı çizgi “Hiçbir önlem alınmazsa ne olabilir?” sorusuna ışık tutuyor.  Yani yıllık sera gazı salımı olduğu gibi, keyfince artarak devam etse…  O zaman küresel ısınma (yüzyılın sonunda) 4,8°C gibisinden bir değer kazanacak.  Yani dünya cehennem gibi olacak; yaşanmaz bir durum belirecek.

Yeşilli çizgi ise tam iki yıl önce, Aralık 2015’te 195 ülkenin Paris’te imzaladığı antlaşma gereği söz verilmiş olan sera gazını azaltma çabalarının (bugün mevcut uygulamaların ışığında) mümkün sonucunu veriyor.  İyi güzel de, bu durumda küresel ısınma (gene yüzyılın sonunda) 3°C’ye ya da 3,2°C’ye ulaşıyor.  150 yıl önceki duruma göre.  (Kıyaslamalar hep bu tarihe göre yapılıyor, çünkü dünyanın tamamını içeren sistemli ölçümler o zaman başlamış.)

Geldik mavili çizgiye.  Bu, “Yıllık salımı öylesine azaltalım ki, küresel ısınma 2°C’nin altında kalsın.” isteğini yansıtıyor.  Yani gaz salımını durmadan azaltarak küresel ısınmayı iyice frenleyelim.  Aralık 2015 toplantısının temel hedefi aslında buydu.  Bilim dünyası küresel ısınmayı mutlaka bu değere indirme zorunda olduğumuzu söylüyor; daha fazlasının felaketler getireceğini belirtiyor.  Ülkeler de antlaşmayı alkışlayıp, imza basıp, coşkulu nutuk attıkları zaman bu düzeye inmeyi kabul ettiklerini ileri sürmüşlerdi.

Gene Paris toplantısında “2°C iyi güzel, ama aslında yeterli değil.  Konuyu garantiye bağlamak için biraz ek çaba gösterelim de 1,5°C’ye yönelelim.” denmişti.  Bu isteğe her ülke kafa sallamıştı.  Bu hedefi yaratması gereken salım miktarlarını da morlu çizgi simgeliyor.

Bu noktada aklınıza yeşilli çizgiyle ilgili bir soru takılabilir.  “Ülkeler Paris toplantısındaki imzalarına uygun çaba gösterselerdi artış 2°C olacaktı.  Bu çizgi şimdi niye 3°C’den söz ediyor?”  Yanıtı çok basit.  Çünkü ülkeler son iki yıl içinde yapmaları gerekenleri yapmadılar; beklenen hazırlıklara bile girişmediler.  Acaba savaşı kaybettik mi?  İleride çok zorlanacağımız bir dünyaya doğru yol mu alıyoruz?

Üstüne üstelik, sera gazı şampiyonu bazı firmalarla içli dışlı olan Donald Trump ABD’yi antlaşmadan çekmekten söz ediyor.  Ülkesinin Çin’den sonra en fazla salım yapan yer olduğunu unutmamak gerek.  Demek ki tehlikenin boyutu büyük.

Yukarıdaki grafiğin özetinin özeti şöyle: Ülkeler Paris antlaşmasını alkışlarken yaptıkları taahhütleri yerine getirmiyorlar.  Uygulamaktan çok uzaktalar.  Dolayısıyla bilim dünyası sıkıntı içinde…  Telaş içinde…

Yukarıdaki grafik 31 Ekim’de yayımlanmış bir rapordan geliyor: “The Emissions Gap Report 2017”.  Raporun sahibi Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP).  Kurum 2010’dan beri her yıl, o yılın durumunu ortaya koyan kapsamlı bir çalışma sunuyor.  2017 raporu 510 bilimsel araştırmadan yararlanmış.  Çalışmaya değişik ülkelerden 206 uzman bilfiil katkıda bulunmuş.

Bunu “Sera gazı salımlarındaki yetersizlikler raporu” gibi görmek mümkün.  Dünya ölçeğinde neredeyiz?  Nereye gidiyoruz?  Yetersizliklerimiz neler?

Öneririz, bir göz atın bu rapora.  Çok değişik konuları ele almış bir araştırma.  Kaderimizi yüksek sesle haykıran bu uyarıyı ciddiye almak gerekiyor.  Sunulan metni çok hacimli bulursanız en azından baştaki özeti okuyabilirsiniz.  Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz rapora.  (Karşınıza gelecek sayfa tertemizdir; virüslü değildir.  Endişe etmeyin.)  Daha önceki raporlara da göz atmak isterseniz şu adrese gitmeniz gerekiyor.

Yeni rapordan birkaç ilginç noktaya kısaca vurgu yapalım:

  • İyi bir haber: Bu sıralarda fosil kaynaklı enerjilerde maliyet artışı var; çünkü (benzin, gaz gibi) girdilerin fiyatı yükselmekte. Öbür yandan, tükenmez kaynaklı enerjide önemli maliyet düşüşü gerçekleşmekte.  Ve bu gidiş devam ediyor.  Sonuçta bu tür enerji daha cazip olmaya başlıyor.  Ancak kamu politikaları rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi ve benzeri girişimleri daha fazla desteklemeli.
  • Fosil kullanımın radikal biçimde frenlenmesi gerekiyor. Başka bir deyişle, doğadaki petrolün üçte biri, gazın yarısı, kömürün en az %80’i toprak altında bırakılmalı artık.  Özellikle kömür santralı yapımlarının durdurulması gerekiyor.  Yeryüzünde şu anda 6.700 kadar kömürlü enerji santralı var; bunların yavaş yavaş sökülmeye başlanacağı zaman geliyor.
  • Hükümetler alternatif ulaşım yöntemlerine daha fazla yönelmeli; toplu ulaşım, bisiklet ve benzerlerini daha fazla desteklemeli.
  • Orman tahribatı durdurulmalı; büyük ağaçlandırma kampanyaları başlatılmalı.
  • Kentleşmenin dünya çapında devam ettiği gözleniyor ve bu eğilimin daha da hızlanacağı biliniyor. Bu bakımdan yapılaşma yöntem ve teknolojilerinin eski biçim ve anlayışları terk edip yepyeni düzenlere yönelmesi bekleniyor.  Örneğin, küresel ısınma nedeniyle durmadan artacak olan klima kullanımı gereksinimini en aza indirecek yapısal çözümler gündeme gelmeli.
  • Dünyanın en gelişmişleri diye kabul edilen ve sera gazını frenlemede en büyük rolü oynayacakları umulan G20 ülkelerinde (yani Avrupa Birliği ve 19 ülkede) belli bir çaba gözleniyor şu anda. Ancak yürütülen girişimler, çoğu ülkede, vaktiyle resmen ifade edilmiş taahhütlerin hayli gerisinde kalıyor.  Bununla birlikte G20’nin içinde yer alan üç ülke (Arjantin, Suudi Arabistan ve Türkiye) taahhütte bile bulunmamış.

Bu yazının Kaynağı: Atila Alpöge, Ekogazete, 2.11.2017 / Yararlanılan kaynaklar: Pierre Le Hir, Le Monde, 1.11.2017 – Fiona Harvey, The Guardian, 31.10.2017

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s